öncesini hatırlayamadığım şeyler var müjgan.
içine süzüldüğüm hayatlarda ya da içime süzülmüş olan hayatlarda eksikliklerim, bağlayamayışlarım.
ahh müjgan!
gerçekten unuttuğum şeyler var mı yoksa anımsamak mı istemiyorum bilmiyorum.
önce ellerin mi uğurladı beni yoksa gönlün mü bilmiyorum.
sahi içimde ki şarkının bittiğini söylediğimde neden hediye edemedin kafesinde ki sesi?
zaten sonra ben de unuttum çalabilir miydi bi telefon...
bazen kentin en işlek caddesine giden otobüsler gibi sıkışık her bişi, bazen se verme dediğim ama ısrarla boynuma astığın sözler vuruyor karşı kıyıya.
sonra sen saçlarını kestirdin ben sigarayı bıraktığımı sandım bi süre bi daha da değişmedi zaten hiç bişi. benim bekleyişimle senin gelmeyişinin yer değiştirdiği bi gün not düşebilirdim tarihe ve şöyle olsaydı belki ya da böyle olsaydı sakalı bırakan halam olsaydı amcam olmazdı netice de değil mi?
zaman geçiyor müjgan...
alabildiğine hunharca harcıyoruz onu hiç arttırmadan.
bi terminal kalabalığında sıkıca sarılmışken sana geçiyor olacak yanıbaşımızdan ya da böyle umudu yok edip özleme yenik düştüğümüz de gülüyor olacak bi kenardan sessizce ama durmayacak hiç durmayacak ve gözümüzün içine bakmayacak.
mağrur bi at canlanıyor hafzalamda, yelesi rüzgarı döven bi at dört nala. zaman zar atıyor sana.
tutamıyorsun müjgan,
artık avuçlarını sıkma...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder