14 Temmuz 2014 Pazartesi

kuş sesleri kesiyor gecenin ulumasını
müjgan bu son yağmurlarına tutuluyor bilmem kaçıncı kez
ve tekrar tekrar sidar
aksimin isi çöküyor sabahın çiğine 
sabrın meyvesi çürümeye nazır
üzüntünü rastalıyor parmak uçlarım

gönlümle ördüğüm hırka üzerine olsundur.
bazı zamanlar olduğun yer de değilsindir. 
kalmakla gitmek arasında ki o ince çizgi gözbebeğine inat hızla büyür ve yelkovan vazgeçer akrepden.
Ah müjgan!
adın kırkbirinci boğum oldu boğazımda 

artık beni sınama.
insan en çok akşamüstü üstleniyor geçmişinin buruk ağrılarını, sonra devamı geliyor müjgan. 
bağıra bağıra ve büyüye büyüye geliyor. 
haziran bitiyor, yollar hep aynı..
sen hep son an da vazgeçiyorsun tüm gelmelerden ve sesin asılı kalıyor bi aynanın sol üst köşesin de..


duymak istiyorum..
mahkumiyet ve esaret arasında ki fark bir insan kalbi sıcaklığı kadardır.

baharı beklerken, gülerken, menekşeye dokunurken, güzü solurken, yağmura sarılırken, ağlarken, bi çocuğa bakarken, içini ısıtan sesi anımsarken, anılardan köprüler kurarken, hep iyiliği hatırlarken, üzüldüklerini unutmazken ve hala atabiliyorken yan! 
bil ki 'son' yok.
yan kalbim...

10 Temmuz 2014 Perşembe

bilirsin 
bir kısır döngüdür 
bir girdapdır
bir heyula
bu için de debelenip durduğun
böyle gitmez diye diye 
gidersin
bu sefer uzun bi yürüyüşün tam ortasında duruyorsun aklımda müjgan tam da meydan.
Ah müjgan!
bi dolu kırgınlık üzüntüden sonra bile yine kırılıp üzülebiliyosun hiç bilmediğin bi yerinden üstelik.
öğrenmek hiç bitmiyor.
bir acı hep bir diğerine gebe ve gece ulamıyor artık sevgiyi.
ellerim dokuduğu boşluğa dokunamıyor, bana ellerin gerek.
haziran'da bitiyor müjgan ve sen hala her gece tekrar gidiyorsun...

6 Temmuz 2014 Pazar

öncesini hatırlayamadığım şeyler var müjgan.
içine süzüldüğüm hayatlarda ya da içime süzülmüş olan hayatlarda eksikliklerim, bağlayamayışlarım.
ahh müjgan!
gerçekten unuttuğum şeyler var mı yoksa anımsamak mı istemiyorum bilmiyorum.
önce ellerin mi uğurladı beni yoksa gönlün mü bilmiyorum.
sahi içimde ki şarkının bittiğini söylediğimde neden hediye edemedin kafesinde ki sesi?
zaten sonra ben de unuttum çalabilir miydi bi telefon...
bazen kentin en işlek caddesine giden otobüsler gibi sıkışık her bişi, bazen se verme dediğim ama ısrarla boynuma astığın sözler vuruyor karşı kıyıya.
sonra sen saçlarını kestirdin ben sigarayı bıraktığımı sandım bi süre bi daha da değişmedi zaten hiç bişi. benim bekleyişimle senin gelmeyişinin yer değiştirdiği bi gün not düşebilirdim tarihe ve şöyle olsaydı belki ya da böyle olsaydı sakalı bırakan halam olsaydı amcam olmazdı netice de değil mi?
zaman geçiyor müjgan...
alabildiğine hunharca harcıyoruz onu hiç arttırmadan.
bi terminal kalabalığında sıkıca sarılmışken sana geçiyor olacak yanıbaşımızdan ya da böyle umudu yok edip özleme yenik düştüğümüz de gülüyor olacak bi kenardan sessizce ama durmayacak hiç durmayacak ve gözümüzün içine bakmayacak.
mağrur bi at canlanıyor hafzalamda, yelesi rüzgarı döven bi at dört nala. zaman zar atıyor sana.
tutamıyorsun müjgan,
artık avuçlarını sıkma...

3 Temmuz 2014 Perşembe

"başımı kaşıyacak vaktim yok ama sana göğüs kafesimden kırlangıçlar yollamayı ihmal etmiyorum."

2 Temmuz 2014 Çarşamba

bi kulağım dolmuşcunun ankara havalarında bi kulağımda norrda remedy dinlerken içim emin igüsden gam elindeni söylüyor aynı zamanda altmış kilometre hızla yanından geçerken gözüme takılan o tuhaf renkli ağacın adını da bilmek istiyorum.
bi yandan da sonra ve şimdi kavramlarının neden herkesçe eşit algılanmadığına takılıyorum.
kafamın içi panayır alanının gece yarısından sonra ki hali müjgan biliyorum seni çok ihmal ediyorum.
göğümden gri gönlümden kalabalık
göğsümden sancı çekildi.
ben böyle zamanlar da yazamıyorum sen dökül biraz da. 
bahset, ağrıya giden trene aldın mı bilet?