30 Aralık 2013 Pazartesi

ne kadar coşabilir
yatağını yadırgayan bi ırmak
her treni kucaklayan
bi ray var mıdır
dünden kalan mı çoktur
yarından eksilen mi
gitmeyen yollar da olur mu acabağ

sahi 
bu tilkilerin kuyruğunu kim kesti
sonra bi tel kopuverir
göçden sonra döndüğünü sandığın o kuş
simurgun parçası değildir artık

geriye doğru çalışan bişey bulursan şayet
ve nefesin havaya karışıyorsa hala
usulca fısılda
'kaç kez kırdım?'
ikinci yarısından vazgeçmek üzere iken gece
bana bi isim koy
ve sol göğsüme tekrar et
tam üç kere

eşikten dönen çoktur
kalanı sayma vardan
trenler varlar
ve dahi kediler
yol bittiğinde 
artık değişmeyen ağaçlar
son çırpınış 
bi eylülün ayasına dudakla mühürlenmiştir artık
hayal kırıklığının ötesini
gitmek istediği yola bi türlü çıkamayanlar bilir

susturun sesleri
o nefes tünesin diyaframıma
ve bileyim
göğsü dengi değilse de delsin kaburgamı

olmadı
başımın ağırlığını yük edinen bu cam
hemhal olsun teliyle

öy ile
bazı müziklerin güfteye ihtiyacı yok gibi. 
tıpkı bazı insanlarla anlaşmak için konuşmaya ihtiyaç olmadığı gibi.
susarak bir ömür geçirebiliriz gibi.
gibi, gibi, gibi...
dal, tuğla
mesele neye tutunacağını bulmakta...

burada çalıyordu orada da çalsın.
ağrı hep sol yanımı döver?
yerin taşı ezdiği olmaz mı hiç?
mart 
sadece cami avlusunda fingirdeşen kedilere mi gelir?

öpüyorum üzüntü kıyını.
ilk çığlığım göz kırpıyorsa duvardan hala
akrep vazgeçmiyorsa inadından
ve suskuyu ayaklarında bildiyse atım
arpayı pirinci ve hatta unu
bıraktığımdandır bi kenara
eleğim deşik.
kar
...........kondüktörü yorar
yolcu keyif içinde
tren hep üşür
ve yorgun
...........taşımaktan vedaları
ve bir birine karışamayan sular da var
illet bir kambur gibi 
...........taşımakta sırtında zamanı
yelesi rüzgarı döven at
söver nalcısının çaktığı mıhına
..........çünkü toynak
acıdığında çıkarılabilecek bir şey değildir.
saatlerin geçmesi zamanın da geçtiği anlamına gelmiyor malesef.

içinden tren geçmeyen şehirler de var,
zamanın saramadığı yaralar kanar...
duyuyorum 
ayak seslerini
kalp ritmini
nefesini
yönünü değiştirirken sen 

saçlarının arasından süzülen rüzgarın sesini
kaburgandan eksilişini izliyorum 
bir bir vazgeçtiklerini 
vazgeçişlerini
zaman mı sırtın da durdu 

sen mi sırtın da durdun zamanın 
bilmiyorum

bi gidişi erteleyemeyen elleri sallamayı da sevmiyorum

sen yine de 
sıkı giyin 
üşütme...

üşüme...

29 Aralık 2013 Pazar

düşündükçe sinirleniyorum
sinirlendikçe düşünüyorum
sonra hep tekrar tekrar
yüz tane yüz tanımlayabiliyorum
elli insan geçmemişken hayatımdan
kendi kısırdöngüm de kayboluyorum
kalabalık bi akşam üstü metroda güzel bi sebeple tanıştığım da bu şarkıyla, bi müddet konuşamadığımı hatırlıyorum hala, bi kaç saat önceymiş gibi.
bi şarkının sokaklarını arşınlayabildiğin de ya da bi kitabın dar sokaklarından elini kolunu sallayarak geçebildiğin de tüm üzülmüşlüklerini bi kenara bırakıp hissettiği şeye üzülebiliyor insan, durdurup zamanı nefesini dahi yavaşlatarak...


bilmediğim bi dil de ağlamak istiyorum.

17 Aralık 2013 Salı

içinden bi haber olanın azabı
yıldızlara asılı kalan şarkıların konma telaşı
yarasıyla hemhal olmaktan yarıyı bulamamış şiirler
gidebilmenin çeşitliliği
ve sebepleri
uğulduyor kalbim de bi ayrılık
doğru zaman doğurmayı öğrenmeden tanışıyor hava ile

endişem korkumu emziriyor.

8 Aralık 2013 Pazar

kırılacak bi parçası kalmadığı zaman
kırmaya başlayan 
ya da 
kendi içine düşen 
insanlar

yalnızlık üzerine afili cümleler kurmaya çalışırken bile yalnız kalamayan
yıldız kayması üzerine milyon tane cümlesi olan ama göğü olmayan
gitmeyi kendine rol edinmiş ama hiç bi zaman gidememiş
sürekli didinen ama kimsenin hiç bi şeyi olamayan
camına tünemiş kuşla iki kelam edemeyen
yolu araç konforundan ibaret zanneden
yoklukla değil de çoklukla boğulan
insanlar 
var.

hiç kurulamayacak bi cümlenin tek yüklemi olmak istiyorum.

7 Aralık 2013 Cumartesi

çok dışındayım içimin
başka bi dünya yok biliyorum
fakat burası çok basık ve kalabalık
sığınma isteği bi kucakla sınırlı mıdır?

genetik bozukluk diyorlar gamze için
sevgi de nedir 

bilmiyorlar

ben,
neler
gömebilirim
bilmiyorlar

arada kalakalmış çocukların ellerini düşünüyorum bazen
çizgilerinde taşıdıkları yükten ezilen omurgalarını 
kaybolan neşelerini bi daha bulamayacak oluşlarını 
olgunlaşmak zorunda kalışlarını
ve hep hasretle geçirecekleri zamanı

ellerim yetişmiyor bi gülüşü taçlandırmaya

utanıyorum çektiğim hasretten