3 Aralık 2014 Çarşamba

bir yangın büyüyor avuç içimde kulağımda o elzem ilahi
gecenin ikinci yarısı yokluğunun uğultusu uyuz bi it gibi 
bi yolu yarıladım, geçtim şehrinden 
sis basmış gününü
yorgunluk eksik olmamış ömründen
geçmiyor yılgınlığın.
Ah müjgan!
yaram sevmiş olmalı ki yerini ne zamana ne mekana yenilmiyor
ve yollar değiştirmiyor ömrün rotasını
ah ki kavuşmanın o sarsak sancısı zamanı uzatıyor
tekrarlıyor kendini tekrarlar
ve sen gelmiyorsun madem
gülümse
bereket gelsin ömrüne

24 Kasım 2014 Pazartesi

ilk yarısının başında pazarın bi mektup dokudum sana bileklerimden 
ellerin tutarda bi gün sese gelirse sözcükler
bileceksin bu günün lanetini
neden bileklikler biriktirdiğimi
kırmızıya dokunmadan nasıl nefes aldığımı
ayraçlarla aramda ki garip ilişkiyi
ve bilmek istediğin her bi şeyi.
ahh müjgan!
suskunluk büyüdükçe konuşmak anlamını yitiriyor
dokunduğu gözbebeğine yaşattığı duygunun ekosunu duyamayan çocuk ne bilsin bunu?
bi boşluk büyürken nasılda anlamsızlaşıyor içinde yitip giden her bişi
anne rüyası iz bıraktığından beri etime sonu yok hiç bi kuyunun
ahh müjgan!
itiraz ediyorum!
ayrılık sevdaya dahil değil
bizler kendi ellerimizle yeşertiyor ve büyütüyoruz onu.
sevdaya dahil olan taşın sonsuz sabrı
öpüyorum dünya telaşeni.

29 Eylül 2014 Pazartesi

kendini hatırlatan şarkılar var müjgan.
akşam yemeğine habersiz gelen misafir gibi. eli ayağına dolanıyor insanın bilemiyor ne yapacağını. gerçi teknoloji ilerlediğinden beri kalmadı böyle şeyler ama sen uyma e mi?
habersiz gel isterim.
ben beklerim.
zaten en iyi beklemeyi bilirim. 
en çok da senin habersiz gelişini beklemeyi severim.


fon.

24 Ağustos 2014 Pazar

bazen en büyük sayı birdir müjgan.
bi şehrin kalabalık ve karanlık kuytularında kaybolduğunu düşünürsün içinde ki çıkmazları umursamadan.
gebedir bu zamanlar, dışındakileri içine kusturur.
hafzala alt üstken dimağını döver küfürler.
ah müjgan!
günün yirmidört saat olduğu öğretilmemiş olsaydı asırlar evvel, gülüşlerini gün doğumu sayardım.
kes artık zamanın can çekişen ipini.

9 Ağustos 2014 Cumartesi

bi sabah uyandığında beni sevdiğini farkedebilmen için dua ederek uykusuz kaldığım gecelerim oldu. sonra aynı gecelere heybetli bi küfrün oturdu, kalkmak bilmedi. sonra zaten geceler gündüzlerle yer değiştirdi.
üzüldüğümü, alıştığımı, özlediğimi ve durduğumu farkettim.
durmak çok başka bişi müjgan. hele dururken üzülmek, alışmak ve özlemek.. ömrün gidiyor müjgan ömrün gidiyor da 'dur' diyemiyorsun. öylesi oynamaya başlıyor izlediğin film, öylesine dönüyor plak, aynı yere takılıp kalmış ayraç, içilmeden kalmış kahve fincanda çay demlikte, yemek bir eylem değil artık.
gönlün terazisi şaşkın, pusulanın yönü kırık.
Ah müjgan! 
sonralar da bir gün ruhumun bileğini kestim. baktım, hiç bir şey aynı değil..
gök gürültüsü ve yağmurla gelen derin tekrarlar var müjgan, yitirme unutmayı.

bak ne diyor bi defne ; kör..
kaç bin yüz rüyası var bir uykunun
ya düşün kaç bin yüzü 
ya tekrar edilişi 
seher vakti alabildiğine mor bir an var
kuş ve köpek sesleri
ve ezan
sen yine yoksun müjgan