8 Kasım 2013 Cuma



omurgamda bi yamukluk varmış gibi ya da iç organlarımdan biri eksikmiş
-görevinden istifa etmiş de olabilir- gibi geçti ceninliğimden bu zamana yaşlarım. 
duyumsadığım acıyı, zamanın hiç bi dilimin de bi türlü hakkını vererek adlandıramadım. karın boşluğum gam, keder ve hüzne yataklık ediyor, yaradılış da başkalarına eklenmemiş olanlar dahi bana yatıya geliyorlar sanki. 
asırlar süren bi yalnızlığa mahkum muşum gibi, dünyada dertten yana ne varsa böğrüme birikmiş gibi hissettim özellikle pazar günleri ve belki de sırf bu yüzden hiç sevmedim. bi kere sevecek gibi oldum o zaman da başkasının ihtiyacı oldu 'eyvAllah' dedim.
dudağımın üzerinde ki ize rağmen unutuluş meleklerinin beni es geçtiğine inandığım zamanlar bile oldu ve hatta işlerini düzgün yapmadıkları için şikayet bile ettim onları fakat isyan etmedim,
mükafat da beklemedim.
zaman geçti hissettiklerim hiç geçmedi. 
daha da kötüsü geçer gibi bile olmadı. çabaladım, didindim hep yollara aşerdim. insanlar girdiler ve çıkıp gittiler de hayatımdan
birisine bile 'neden?' demedim ve hatta dönüp geldiklerin de dahi kaldığım yerden devam ettim. hep dedim ki;
''şefkattir tüm duyguların temeli, geri kalanlar sadece türevleri''
ve gülmekten hiç vazgeçmedim.
ben tüm yaşanmışlıklarıma rağmen
onbinikiyüzyetmişdokuz gün boyunca kayda değer tek şey öğrendim hayatta.
tüm acıların, ağrıların, kaygıların dindiği tek yer;
ağlamanın nedenini bırgalamadan, yetmeyen aklıyla teselli vermeye çalışan,
kocaman yürekli, minicik elli bi sabinin şefkat dolu kolları...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder